Hazırlayan: Dr. Mehmet UYSAL
ADİPOZ DOKUYA
ENDOKRİN YAKLAŞIM
Yağ
dokusu bağ dokusunun özel bir tipidir ve adipositlerden oluşur. Normal
ağırlıktaki bir insanda, erkeklerde vücut ağırlığının % 15-20’sini, kadınlarda
ise vücut ağırlığının % 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır.
Farklı
yerleşim, renk ve patoloji gösteren “uniloküler” ve “multiloküler”
olarak adlandırılan iki tip yağ dokusu vardır.
Olgunlaşmış
uniloküler yağ dokusu (sarı yağ dokusu) hücreleri, sitoplazmalarının ortasında
bir tek sarı yağ damlacığı içerirler. (Nükleus kenara itilmiştir.)
Multiloküler
yağ dokusu (kahverengi yağ dokusu) hücrelerinin sitoplazmalarında ise çok
sayıda lipid damlacığı ve kahverengi mitokondriumlar mevcuttur. Kahverengi
rengi içerdiği çok sayıda kan damarları ve mitokondriumlarındaki renkli
sitokromlardan kaynaklanır. Multiloküler yağ dokusu vücudun her tarafına
yayılmış uniloküler yağ dokusunun aksine vücudun belli yerlerinde
toplanmıştır.
Adipoz
doku geleneksel açıdan, içerdiği triaçilgliserollerin, gerektiğinde enerji
amacıyla kullanılmak üzere depolandığı bir doku olarak tariflenmektedir. Adipoz doku
organizmadaki en büyük enerji rezervuarıdır ve adipositler lipogenezis ve
lipoliz oluşumu için gerekli tüm enzimleri içerirler.
Adipoz
dokunun
-
Enerji
depolama
-
Yağda
eriyen vitaminleri depolama
-
Fiziksel
koruma sağlaması
-
Termogenezis
fonksiyonlarına ek olarak, günümüzde adipositlerden ve
adipoz stromal hücrelerden derive proteinlerin otokrin, parakrin ve endokrin
etkiler ile hem lokal hem de sistemik etkileri olduğu gösterilmiştir.
Adipositlerden
sentezlenen sitokinlerin homeostazisde, immün cevapta, vazoregülasyonda ve
steroid metabolizmasında rol yandığı bilinmektedir.
Bu
proteinlerin birçoğu yağ kütlesi depolanmasında artmaktadır ve obesitenin
birçok morbiditesinden sorumludur. Bunlardan üçünün artmış aktivitesi (tümör
nekrozis faktör, interlökin-6 ve resistin) obesitede görülen artmış insülin
resistansının gelişiminde rol oynar.
Buna
karşın adiponektin ve leptinde olduğu gibi diğer adipokinler iskelet kasındaki
yağ asitlerinin beta oksidasyonunda stimulatör etki yoluyla insülinin az
kullanılmasına neden olurlar.
Adipositlerin
diferansiasyonu nükleer transkripsiyon faktörü, peroksisom proliferatör
aktiveted reseptör (PPAR)
ile
kontrol edilir. Enerji fazlalığı geliştiğinde TNF, anjiotensinojen (ATN) ve
resistin gibi adipositten türeyen faktörlerle feedback yoluyla adiposit
diferansiyasyonu ve lipid depolanması inhibe edilir. Enerji açığı geliştiğinde,
adiponektin ve leptin gibi diğer adipositlerden sekrete edilen proteinlerde
düşme ve asilasyon stimulating protein (ASP) ve anjiotensin II (AngII) de ise
aktivasyon görülür.
İNSÜLİN
SENSİTİVİTESİ İLE İLİŞKİLİ ADİPOKİNLER
ADİPONEKTİN
Adipoz
doku tarafından sentezlenen ve 30 kDa büyüklüğünde olan adiponektin (GBP28,
adipoQ ya da ACRP30 olarak da bilinir) kollagen benzeri bir plazma proteinidir.
Adiponektinin
endoteliyal hücrelere direkt etki göstererek anti-aterojenik olarak rol
oynadığı gösterilmiştir. Yine yapılan klinik çalışmalarda adiponektin düzeyinin
obesite, tip II diabetes mellitus ve koroner arter hastalıklarında düşük olduğu
tespit edilmiştir.
Serum
konsantrasyonu düşük olan obes kişilerde kilo kaybını takiben tekrar yükselmeye
başlamaması adiponektinin yağ depolanması üzerinde negatif feedback etkisi
olduğunu göstermektedir.
Adiponektin
düzeyleri erkeklerde kadınlardan, obesite, tip II Diabetes mellitus ve koroner
arter hastalığında da sağlıklı bireylerden daha düşüktür. Konsantrasyonu
insülin sensitivitesi ile koreledir ve insüline cevap olarak yükselir. Bu
protein bir insülin uyarıcısı değildir, bununla birlikte iskelet kasındaki
serbest yağ asitlerinin beta oksidasyonunu arttırarak insülin etkisinden koruma
sağlar.
Hipoadiponektin
lipoatrofik hayvanlarda insülin resistansına katkıda bulunabilir. Adiponektin
adiposit diferansiasyonu sırasında yüksek derecede regüle edilir ve
thiazolidinedione (TZD)’nin insülin duyarlılaştırıcı etkilerden bazılarına PPAR
(peroxisome
proliferation activated receptor)’a bağlanarak aracılık edebilir.
Klinik
olarak insülin resistanı olan deneklerin TZD ile tedavisi, vücut ağırlığını
etkilemeden plazma adiponektin konsantrasyonunu anlamlı olarak arttırmaktadır.
Ek
olarak adiponektin fagositoz aktivitesini, makrofajlardan TNFa salınımını ve makrofajların köpük
hücrelerine transformasyonunu supresse etmektedir. Ayrıca vasküler düz kaslarda
depolanmıştır ve damar duvarını koruyarak koroner arter hastalığı riskinde
azalma sağlar.
LEPTİN
Leptin
16 kDa ağırlığında adipositlerden derive bir sitokindir. Sistemik enerji
balansındaki ve enerji depolanmasındaki değişikliklere yanıt olarak yağ
hücrelerinden sentez edilir ve salınır.
Leptin,
besin alınımı ve enerji kullanımını ayarlayarak vücut ağırlığının kontrolünde
etkili olan ve etkisini beyindeki özel reseptörler üzerinde gösteren önemli bir
dolaşım hormonudur. Leptin, ayrıca vücut lipit metabolizması, hematopoezis,
pankreatik beta hücre fonksiyonu, ovariyan hücre fonksiyonu ve termogenezis
gibi farklı doku ve sistemler üzerine de etkisi olan önemli bir hormondur.
Leptinin
primer fizyolojik fonksiyonu vücut yağını korumaktır. Serum ve adipoz dokudaki
azalmış seviye beyindeki enerji defisiti bulunduğuna işaret etmektedir.
Sirkülasyondaki leptin kısmen plazma proteinlerine bağlanmıştır ve kapiller
junctionlardan difüzyon yolu ile SSS’nde median eminence ve sature edilebilir
reseptörler ile choroid plexusa transporte olur.
Leptin
ayrıca sempatik sinir sistemi aktivitesini de arttırır. Adipositlerdeki leptin
mRNA ve protein seviyeleri, hem sirkülasyondaki leptin düzeyleri hem de vücut
yağı ile koreledir.
Leptin
iskelet kasındaki, karaciğerdeki, pankreasın beta hücrelerindeki intrasellüler
lipid düzeyini insülin sensitivitesini geliştirerek düşürür. Kasta insülinin bu
sentsitize edici etkisi malonyl CoA inhibisyonu, yağ asitlerinin beta
oksidasyonu için mitokondriye artmış transportu ile gerçekleşir. Bu
değişiklikler özellikle adrenerjik reseptörlerin santral sempatik aktivasyonu
ile ilişkilidir.
Leptin
sentezi hem yapısal (constituve) hem de hormonal olarak kontrol edilmektedir.
Enerji reservinin durumu ile etkilenmektedir ve inhibitör feedback yoluyla
sempatik sinir sistemi ile düzenlenmektedir. Hem adiposit büyüklüğü hem de
lokalizasyonu leptin üretiminde etkilidir. Buna karşın bu parakrin/otokrin
düzenleyici etkinin mekanizmasının geri kalan büyük kısmı tanımlanamamıştır.
Büyük
yağ hücreleri küçük yağ hücrelerinden daha fazla leptin içermektedir. Yine
subkutanöz yağ dokusu visseral yağ dokusundan daha fazla leptin
salgılamaktadır.
Bir
çok deneysel çalışma glukozun adipositlerden leptin salınmasında önemli bir
regülatör olduğunu göstermiştir. Rat adiposit kültürlerinde glukoz
inhibitörleri leptin sentezini bloke etmiştir. Erkeklerde glukoz infüzyonu
leptinin hızlı açlık düşüşünü azaltır. % 2-3 sellüler glukoz uptake’nin olduğu
heksozaminaz biyosentez yolu bu yol ile ilşkili olabilir. UDP-N
asetilglukozamin (heksosaminaz biyosentezinde son bir ürün) leptin salınımını
artttırmaktadır. Bunun inhibisyonu glukoz ile stimüle olan leptin salınmasını
ve ob geni ekspresyonunu düşürmektedir. İnsan subkutanöz adipoz dokudaki UDP-N
asetilglukozamin düzeyleri hem BMI hem de serum leptin seviyesi ile anlamlı
olarak koreledir. İnsülin deneklere birkaç gün verildiğinde leptin sekresyonunu
stimüle etmektedir. Ratların uniloküler yağ dokusundaki adipositler insülin
varlığında endoplazmik retikulumda bulunurlar, insülin tedavisini takiben
plasma membranında lokalize olurlar. Birçok şey üzerinde etkileri olabilen
kortikosteroidler in vitro ve in vivo leptin sentezini düşürmektedir. Bu yanıt
obeslerde daha fazladır.
Yaş
ağırlık ve vücut yağları benzer olduğunda kadınlar erkeklere göre daha fazla
leptin üretmektedirler. Bu muhtemelen cinsiyete bağlı farklı yağ depolanmasına,
dağılımına ve testesteronun leptin üzerindeki supresse edici etkisinden
kaynaklanmaktadır.
Doğum
esnasında kızlarda umblical kord kanındaki leptin konsantrasyonu
erkeklerindekinden iki kat daha fazladır. Pulsatif leptin sekresyonu kadın seks
hormonları ile koreledir. Bununla birlikte ovarian seks steroidlerinin
etkilerine ilişkin uyuşmazlık vardır.
İNSÜLİN
RESİSTANSI İLE İLİŞKİLİ ADİPOKİNLER
RESİSTİN
12.5
kDa ağırlığında sisteinden zengin adipositlerden sekrete edilen bir proteindir.
(Fizz3 olarak da bilinir) Bu adipokinin TZD ile sentezi azaltılmaktadır.
Resistin yağ dokusunda bulunan benzer molekül ailesinin bir üyesidir.
Resistinin vahşi hayvanlara verilmesi insülin resistansını düşürmektedir. Ancak
obese, insülin direncine sahip farelerde insülin sensitivitesini yeniden
düzenlemektedir.
Morbit
obes insanlarda, normal kilolu kontrollere göre adipoz doku örneklerindeki
resistin mRNA düzeyi yükselmiştir. Bununla birlikte klinik ve deneysel bir çok
araştırma resistinin obesite ve insülin resistansı arasında ilişkide major
bağlantı olmayabileceği gösterilmiştir.
TÜMÖR
NEKROZİS FAKTÖR
TNFa çeşitli immünolojik fonksiyonları ile multi
potansiyel bir sitokindir. İlk başlarda tümör nekrozunun sebebi olarak ve
kanser ve enfeksiyon gibi kaşeksiye sebep olan durumlarla ilişkili olabileceği
şeklinde tanımlanmıştır.
Obes
kişilerde TNFa ve reseptörler (TNFR1 ve
TNFR2) adipositlerde ve stromavasküler hücrelerde artmış miktarda sentez ve
sekrete edilirler. Bu otokrin etkileri obesite ve diabetes mellitusta insülin
resistansına katkıda bulunmaktadır. TNFa yağ ve kas dokusundaki
GLUT4 mRNA’yı sentezini azaltarak ederek insülin etkisini inhibe eder. Ayrıca
insülin reseptörlerinin otofosforilasyonunu ve fosforilasyonunu insülin
reseptör substrat-1’i düşürerek de azaltmaktadır. TNFR1’in lipolitik etkisi ile
dolaşımdaki serbest yağ asitleri artmaktadır. TNFa insülin resistanslı
hayvanlarda PPAR ligandlarını bloke ederek lipolize neden olur. Erkeklerde TNFa
konsantrasyonu ağırlık kaybı ve TZD ile tedavi ile düşmektedir. TNFa kullanımı hipoglisemi olmaksızın
hiperinsülinemiye sebep olmaktadır.
TNFa ‘nın hipotalamus üzerinde de önemli etkileri
vardır. Ratlarda intravenöz veya intraserebroventriküler TNFa enjeksiyonu CRH yoluyla ACTH sekresyonunu
stimüle eder. TSH sekresyonunu ise inhibe eder.
Böylece,
TNF apoptozis ile adiposit yıkımını kolaylaştırarak lipogenesizi inhibe ederek
ve lipolizi arttırarak obesite üzerinde net anlamda koruyucu etkisi olduğu gibi
görünmektedir.
INTERLÖKİN-6
Erkeklerde
dolaşımdaki IL-6’nın % 30’u adipoz dokudan oriijin almıştır. Visseral yağ dokusundaki
konsantrasyonu subkutanoz yağ dokusundaki konsantrasyonundan yüksektir. Obesite
ile yükselmekte, TNF ve IL-1 ile de stimüle olmaktadır.
Artmış
seviyeleri artmış koroner arter hastalıkları, atheroskleroz ve anstabil anjina
ile ilişkilidir. IL-6 karaciğerde CRP, fibrinojen, haptoglobin gibi akut faz
reaktanlarının yerine primer akut faz reaktanıdır. Bu da hiperkoagülibiteye
katkıda bulunmaktadır.
Önemli
bir nokta IL-6’nın endoteliyal adhesion moleküllerinin salınımını
arttırmasıdır. Ayrıca GLUT-4’ü inhibe ederek insülin sensitivitesi, hepatik
glikojenezis ve lipoprotein lipaz üzerine zıt etki göstermektedir. Sonuç olarak
görülen lipoliz non esterifiye yağ asitlerini arttırmakta ve bu da NO’e bağlı
endoteliyal vazodilatasyonu engellemektedir.
IL-6
reseptörleri hipotalamusta bulunurlar. IL-6 CRH ile prostaglandin sentezini ve
salınımını arttırarak thermogenezisi satiely’i (doygunluk?) stimüle ederler.
IL-6’nın obesite ve tromboembolik komplikasyonlar arasındaki ilişkide
bağlantısı olup olmadığı araştırılmaktadır.
ADİPSİN
Adipsin
(ADIPosyte-trypSIN) 24 kDa ağırlığında adipositlerden sekrete
edilen bir proteazdır ve insan complement D ile (closely) homoloji gösterir.
Bu
proteaz acylation stimulating protein (ASP) sentezi için gereklidir. ASP
lipogenezis için önemli bir mediyatördür. Adipsin konsantrasyonu obes kemirgen
modellerinde düşük olmasına karşın, paradoksal olarak aşırı adipositli insanda
seviyeleri artmıştır. Örneğin; obese Pima hintlilerinin serum adipsin düzeyleri
obese olmayan kontrol grubuna göre % 45 daha yüksektir.
Anorexia
nervosalı deneklerde adipsin düzeyi düşüktür ve besin alımına başlanmasıyla
tekrar yükselmektedir. İnsülin stimulated adipsin ADP-ribosylation faktör 6
(ARF6) ile ilişkilidir. Adrenektomili ob/ob micelerde sirkülasyondaki adipsin
seviyeleri yükselmektedir ve kortikosteron replasmanı bu değişikliği geriye
döndürmektedir. Adipsin sekresyonu hayvanlarda sempotomimetik ajanlarla da
stimüle olmaktadır.
ASİLASYON
STIMULATING PROTEIN (ASP)
ASP
76 aminoasidli bir proteindir ve yağ asidi kullanımını ve trigliserid
esterifikasyonunu stimüle etmektedir. Adipsin yağ hücrelerinde sentez
edildikten sonra stromaya sekrete edilir ve burada ASP’ye çevrilir. Omental
dokuda adipsin düzeyinin subkutanöz adipoz dokudan daha yüksek olduğunun
gösterilmesine karşın ASP ile ilgili bir veri henüz bildirilmemiştir.
Retinoik
asit (Transthyrelin ve şilomikronlar tarafından retinil esterler şeklinde
transfer edilirler) C3 genini stimüle eder ve bu da postprandiyal ASP artışına
yol açar. Koroner arter hastalarının ¼’ü yüksek konsantrasyonda ASP’ye
sahiptir.
ASP-knockout
farelerde, postprandiyal trigliserid klerensi gecikmiştir ve ağırlık kazancı
düşmüştür. İnsüline benzer şekilde ASP glukoz transporter veziküllerinin yağ
dokusu ve kas hücre membranlarına hareketini arttırır ve diaçilgliserol/protein
kinaz yolunu aktive eder. Bu da yağ asidi ile trigliserid sentezinde kullanılan
gliserol-3-fosfat sentezi için gerekli glukoz substratı sağlar. Böylece ASP
defisiti postprandiyal yağ asitlerinin artışına, azalmış ağırlık kazancına ve
azalmış trigliserit sentezine yol açar.
AQUAPORIN
ADIPOSE (AQPap)
AQPap
adipose spesifik bir gliserol kinaz genidir ve özellikle uniloküler adipose
dokuda bol miktarda ekspresse olmaktadır. AQPap gliserolün hepatik
glikoneogenezise girişini kontrol ederek glukoz homeostasini regüle eder. Vahşi
tip micelerde, AQPap ekspresyonu açlık esnasında artmıştır ve tekrar
beslenmeyle azalmaktadır. AQPap TZD verilen micelerde adipose dokuda
artmaktadır.
ADİPOKİNLER
VE HOMEOSTAZİS
PLAZMİNOJEN
AKTİVATÖR İNHİBİTÖR-1 (PAI-1)
Karaciğer
ve adipoz dokuda sentez edilen PAI-1 doku tipi plazminojen aktivatör
aktivitesini inhibe ederek trombüs oluşumunu regüle eder. Serum PAI-1
konsantrasyonu visseral adiposit kısmına bağlı olarak artar. Omental doku aynı
deneklerde subkutnoz dokudan anlamlı olarak daha fazla PAI-1 sekrete
etmektedir.
PAI-1
seviyeleri koroner arter hastalarında ve takiben miyokardiyal infarktüste
artmış olarak bulunmaktadır. Seviyeleri diyet, excersiz, kilo kaybı ve
metformin alımı ile düşmektedir.
ADİPOSİT
RENİN ANJİOTENSİN SİSTEM
Adiposit
renin anjiotensin sistemi (RAS) adiposit diferansiyasyonu ve lipid depolanması
üzerinde parakrin, otokrin etkileri yolu ile yağ hücresi büyüklüğünü ve enerji
depolanmasını regüle etmektedir.
Anjiotensinojen
(ATG), renin, anjiotensin converting enzim (ACE), anjiotensin II (Ang2) ve
reseptörler (AT1, AT2) ve non-renin anjiotensn kimazlar olan katepsin D,
katepsin G ve tonin adipoz dokudan ekspresse edilmektedirler.
Plazma
AGT, renin, ACE aktivitesi BMI ile pozitiv korelasyon gösterir. Adipose doku
AngII prostasiklin (PGI2) etkisi aracılığıyla preadipositlerden
adipositlere terminal diferansiyasyonu ve adipoz dokuya kan teminini kontrol
eder. Adipoz doku AGT adiposit vasküler resistans üzerinde de etkilidir. Ancak
lipogenezisi düşürererek yağ kütlesi üzerinde negatif bir regüle edici etkiye
sahiptir.
AngII
ve AGT reseptörleri visseral dokuda subkutanoz dokuya göre hem obeslerde hem de
non-obeslerde yüksek konsantrasyonda bulunmaktadırlar. Glukokortikoid
varlığında insülin, beta adrenerjik stimülasyon ve nütrisyonel değişiklikler
AGT gen ekspresyonunu ayarlar. Adiposit renin anjiotensin sisteminin obesite
ile hipertansiyon arasındaki ilişkideki rolü araştırılmaktadır.
DİĞER
ADİPOSİT PROTEİNLER
Metallothionein
adiositlerden sekrete edilen düşük moleküler ağırlığa sahip metal bağlayıcı bir
proteindir. Fonksiyonunun yağ asitlerini oksidasyondan korumak olduğu
sanılmaktadır. Metallothionein genleri (MT-1 ve MT-2) adipoz dokunun
diferansiyasyonunun erken aşamasında ekspresse edilirler. İn vitro şartlarda
MT-1 transkripsiyonu dexametazon, forskolin ve bromo-cAMP ile ve daha düşük
düzeyde de insülin ve leptin ile stimüle olmaktadır.
FIAF
(Fasting-Induced Adipose Factor) adipositlerden sentezlenen bir proteindir bir
proteindir ve kalori eksikliğinde yükselir ve peroxisome proliferation activated receptor
(PPAR) ile etkileşime girer.
Lipoprotein
lipaz, kolesteril ester transferaz, apolipoprotein E, retinol bağlayıcı
protein, 11-hidroksisteroid dehidrogenaz ve aromataz lipid metabolizması için
önemli diğer adiposit proteinleridir.
Obesitenin insülin resistansı, hipertansiyon ve endoteliyal hastalıklara hangi mekanizmayla yol açtığı konusu cevap bekleyen en önemli araştırma konularından biridir. Adiposit sinyal proteinlerinin fonksiyonu ve regülasyonu, adipositlerin diferansiyasyonu ve vücut yağ dağılımının kontrlü hakkında yapılan araştırmalar obesite ve obesitenin sebep olduğu hastalıkların tedavisi açısından önemlidir.
|
|
|
|