Hazırlayan: Dr. Özgür Korhan TUNÇEL
Bir çok amino asit sinir sisteminde
eksitatör ve inhibitör etkiye sahiptir. Bir amino asit olan γ-aminobutirat,
4-aminobutirat, GABA ilk olarak 1883 yılında bulunmuş, santral sinir sisteminde
ve retinada en iyi bilinen presinaptik inhibitördür. Beyin metabolizması ve
işleyişi için önemli bir nörotransmitterdir.
GABA akson terminallerinde sentezlenir.
Sentez için gerekli olan glutamik asit dekarboksilaz enzimi ise hücre
gövdesinde sentezlenir ve aksonal transport ile terminale taşınır. Bu enzim
glutamatın α- karboksil grubunu çıkarır ve sonuçta GABA oluşur. Kofaktör
olarak pridoksal fosfata ihtiyaç duyar. Bu enzim yüksek oranda substrat
spesifik olmasına rağmen, bazı araştırmacılar tarafından bu enzimin bazı
glutamat anologlarının da dekarboksilasyonlarına neden olduğu gösterilmiştir.
Vit B6, manganez, taurin ve
lizin GABA sentezini ve etkisini artırır.

Glutamat metabolizması. Memeli beyninde
glutamat, glutaminden glutaminaz enzimi ile veya α- ketoglutarattan,
glutamat dehidrogenez ve glutamat oksalat transaminaz ile elde edilir.
Glutamatın degredasyonu ile α- ketoglutarat, GABA ve glutamin oluşur.

GABA etkisini 3 reseptör üzerinden
gösterir. GABAA, GABAB, GABAC. A ve C
reseptörleri ionotropik reseptörlerdir ve integral anyon kanalları ile ilişkilidir.
B reseptörleri ise matabotropiktir ve G proteinleri üzerinden etkisini
gösterir.

A ve C reseptörleri yapısal olarak
benzerdir. İkisi de 5 alt birimden oluşur ve her alt birim büyük bir
ekstrasellüler N- terminal kısma ve 4 membran spanning α- heliks kısma
sahiptir. 3. ve 4. kısımlar arasında intrasellüler bağlantı mevcuttur. Her bir
alt birimin 4. α heliksi reseptörün iç kısmına bakar ve anyon selektif
kanal oluşturur. GABA bu kanalın ekstrasellüler kısmına bağlanır. A
reseptörlerinin uyarılması ile presinaptik Cl iyonu kondüktansı artar.
Benzodiazepin ailesine ait anksiyolitik ilaçlar aktivitesini bu reseptörler
üzerinden gösterir.
B reseptörleri yapısal olarak A ve C’
den farklıdır. Heterodimer bir yapıya sahiptir ve her biri 7 transmembran kısma
sahip 2 alt birimden oluşur. Bu reseptörler intrasellüler G proteinleri
üzerinden etkisini gösterir. B reseptörleri 2. mesajcı yollar ile aktivasyon
postsinaptik bölgedeki K kanallarını açar, presinaptik membrandaki kalsiyum
kanallarını kapatır.
GABA
seviyesinin düşük oluşu eksitatör nörotransmitter seviyesini yükseltmektedir.
Yapılan araştırmalarda multiple skleroz, hareket tremoru, tardiv disknezi,
hareket ile ilgili diğer hastalıklar, panik atak, anksiyete, depresyon, alkolizm
ve bipolar bozukluklarda seviyesinin düşük olduğu saptanmıştır. Santral sinir
sistemindeki olumlu etkilerinin yanı sıra yapılan medikal çalışmalar GABA’ nın
vücutta da çeşitli etkilerinin olduğunu göstermiştir. Bu etkiler arasında
büyüme hormonu artışı, uykunun düzenlenmesi, kan basıncı stabilizasyonu, artrit
ve bel ağrısı gibi kronik ağrılarda analjezik etki, insülin hormonu etkisinin
artışı, iştah kesicilik ve premenstruel semptomları azaltıcı etkiler
sayılabilir.
GABA METABOLİZMASI BOZUKLUKLARI
GABA
metabolizması yoğun olarak araştırılan bir konu olmasına rağmen klinik açıdan
biraz ihmal edilmiştir. Bunun bir nedeni beyin omurilik sıvısında GABA
ölçümünde karşılaşılan güçlüklerdir.
GABA
metabolizması ile ilgili olarak bu güne kadar tanımlanan bozukluklar;
1-
Pridoksine bağımlı
konvülziyonlar ( glutamik asit dehidrogenaz eksikliği )
2-
GABA transaminaz
eksikliği ( GABA-T )
3-
Süksinik semialdehid
dehidrogenaz ( SSADH ) eksikliği
4-
Homokarnozinozis
Yukarıdaki
bozukluklardan sadece GABA transaminaz ve süksinik semialdehid dehidrogenaz
enzimlerinin eksikliği gösterilebilmiştir.
Konvülziyonu pridoksine yanıt veren hastalar, dolayısı ile glutamik asit
dehidrogenaz eksikliği, organik asit incelenmesinde bulgu vermesi dolayısı ile
de SSADH eksikliği vakaları daha çok tanımlanmaktadır. GABA transaminaz
eksikliği ve homokarnozinozisi olan hastalarda ise sadece BOS’ da metabolik
birikimi olduğundan tanımlanan vaka sayısı daha azdır.
Glutamik
Asit Dekarboksilaz eksikliği
Glutamik
asit dekarboksilaz eksikliğinde alışılagelmiş antikonvülzanlara yanıt vermeyen
nöbetler pridoksine dramatik yanıt verir. GAD enziminin eksik olduğuna işaret
eden verilerin elde edildiği bir çalışma rapor edilse de bu eksikliği doğrudan
kanıtlayan bir enzimatik çalışma yoktur. Böbreklerde gösterilen bu enzim
eksikliğinin beyin için ne kadar geçerli olduğu tartışmalıdır. Hastalarda vit B6
eksikliği de gösterilememiştir.
Otopsi
çalışmasında bir hastanın beyin dokusunda, bir hastanın da BOS’ unda GABA düşük
bulunmuştur. Glutamik asit dehidrogenaz enziminin kofaktörü pridoksindir. Bu
vakalarda enzime kofaktör bağlanmasında bozukluk olduğu düşünülmektedir.
Enzimin 65 ve 67 kDa’ luk iki farklı moleküler ağırlıkta şeklinin olduğu ortaya
konulmuştur. 65 kDa ağırlıkta olan enzim insülin bağımlı diyabet ve stiffman
sendromu ile ilişkili bulunmuştur.
Konvülsiyonlar fokal ve multifokal klonik, myoklomik özelliktedir ve
status gelişebilir. İntrauterin başladığında ise mekonyumla boyanma, hipotoni
vefetal distres eşlik eder. Sık tekrarlayan konvülsiyonlar tedavi edilmediğinde
mental gerilik de görülür.
Kalıtımı
otozomal resesif olup kromozol lokusu 2q31’ dir.
Bazı
klinik ve biyokimyasal özellikler dikkate alınarak pridoksine yanıt veren
konvülsiyon ( GAD eksikliği ) tanısı konulabilir.
Klinik
Tipik
-
Konvülsiyonların
doğumdan önce veya hemen sonra başlaması
-
Pridoksine dramatik
yanıt
-
Diğer antikonvülsanlara
direnç
-
Pridoksin eksikliğinin
bulunmaması
Atipik
-
Konvülsiyonların daha
geç ortaya çıkması
-
Pridoksin kulanmadan
daha uzun konvülsiyonsuz dönemlerin olması ( yaklaşık 5 ay )
-
Bazı hastalarda daha
yüksek dozlarda pridoksine gereksinim duyulması
-
Görülme sıklığının daha
yüksek olması
Biyokimya
-
Beyinde ( bir hastada
postmortem ) ve BOS’ da ( bir hasta ) GABA düşüklüğü
-
BOS homokarnozin
düzeyleri konusunda veri yok
-
GAD’ ın kofaktör
bağlayan bölgesinde bozukluk ?
Tedavi
-
Maksimum pridoksin
etkili dozu 10-100 mg / gün p.o. arasında değişmektedir.
-
Parenteral tedavi ile dakikalar,
oralverildiğinde birkaç saat içinde konvülsiyonlar kontrol altına alınır.
Tek doz 2-5 gün kadar etkisini sürdürür. Tedavi
kesildiğinde konvülsiyonlar tekrar başlar.
-
İntrauterin konvülsiyon
şüphesi varsa anneye pridoksin verilmesi ( 100 mg / gün ).
GABA Transaminaz Eksikliği
GABA
transaminaz GABA’ nın süksinik aside dönüştürüldüğü reaksiyonu katalizler.
Kofaktör olarak pridoksal fosfata gereksinimi vardır.
Belçika’da biri kız, diğeri erkek Flaman kökenli kardeşlerde
tanımlanmıştır. Ağır psikomotor retardasyon, hipotoni, hiperrefleksi,
konvülsiyon, lineer büyümede hızlanma ve erkek kardeşin beyninde lökodistrofi
saptanmıştır. Plazma ve BOS’ da beta alanin ve serbest GABA miktarı artmıştı.
Total GABA, tanımlanamayan GABA bileşikleri ve homokarnozinin BOS’ daki
düzeyleri yüksekti. Açlıkta büyüme hormonu artışı, GABA’ nın büyüme hormonunu
artırıcı etkisiyle açıklandı ve lineer büyümenin artışını açıklayan bir bulgu
idi. Karaciğer biyopsisi ve lökositlerde enzim eksikliği gösterildi.
Bu
hastaların en belirgin fenotipik bulguları, psikomotor retardasyon, hipotoni,
hiperrefleksi, letarji ve dirençli konvülsiyonlar idi.
Bu güne
kadar GABA-T eksikliği için başka bir
vaka bildirilmemiş olması bu hastalığın nadir olduğuna işaret etmektedir.
Tanımlanan hasta sayısının az oluşunun diğer olası nedenleri:
1-
Her iki hastanın da
hayatın erken dönemlerinde ölmeleri bu vakaların bazılarının intrauterin olarak
veya doğumdan hemen sonra teşhis edilemeden öldükleri fikrini ortaya
çaıkarmıştır.
2-
Konvulsiyonlu her
hastanın BOS’ unda GABA düzeyi ölçümü yapılmamaktadır.
3-
BOS’ da hafifçe artmış
GABA düzeylerini saptamak güçtür.
4-
GABA-T aktivitesi dokuya
özgü olabilir ve lökositlerde normal bulunabilir.
GABA-T
eksikliği artmış GABA konsantrasyonlarının santral sinir sistemi üzerindeki
etkilerini araştırabilmek için iyi bir model oluşturmaktadır.
Birinci
vakanın DNA örneğinde 220 pozisyonunda arjini yerine lizin geldiği
saptanmıştır. Bu değişikliğin enzimin aktif bölgesi ile ilgili olduğu ve enzim
aktivitesini çok düşürdüğü tahmin edilmektedir.
Bu enzimi
kodlayan bölge 16. kromozon üzerindedir ve genetik geçişi otozomal resesiftir.
Bilinen
bir tedavisi yoktur. Enzimin kofaktörü olan pridoksinle birlikte non-
kompetitif bir GABA antogonisti olan pikrotoksin birlikte denenmiş ve başarılı
sonuç alınamamıştır.
Süksinik
semialdehid dehidrogenaz eksikliği ( 4- hidroksibütirik asidüri )
Süksinik
semialdehid dehidrogenaz GABA yıkım yolunda süksik semialdehidten süksinik asit
sentez basamağını katalizler.
Süksinik
semialdehid dehidrogenaz eksikliği 4- hidroksi bütirik asidüri olarak da
bilinir. İlk kez 1981 yılında Jacobs ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır.
Enzim eksikliği nedeni ile biriken süksinik semialdehid, 4- hidroksibütirat
dehidrogenaz ile 4-hidroksibütirik aside dönüşür.
Entelektüel, motor, konuşmada ve dil gelişiminde gecikme vardır.
Hastaların çoğu hipotonik ve ataksiktir. Ataksi yaşla birlikte düzelme
gösterir. Hasta çocuklar genellikle 2 yaşından sonra bulgu verir.
Başlıca
bulguları psikomotor retardasyon, hipotoni, ataksi, koreoatetoz ve değişik
derecelerde mental retardasyondur. Tek bulgusu gelişme geriliği olan bir vaka
da bildirilmiştir. Vakaların yaklaşık % 50’ si Akdeniz ülkelerinden rapor
edilmiştir.
Klinik ve Laboratuar Bulguları
Nörolojik
:
-
Hafif mental retardasyon
-
Şiddetli ataksi
-
Güçsüzlük olmadan
belirgin hipotoni
Laboratuar
:
-
SSADH eksikliği
-
4- hidroksibütirik
asidüri
-
Glisinüri
Kalıtım : Otozomal resesif
Bugüne
kadar 150’ den fazla hasta bildirilmiştir. Fenotipik bulgular bir aileden
diğerine ve aynı ailenin hasta çocukları arasında değişikenlik gösterir. Jakobs
ve arkadaşları 1993 yılında o zamana kadar rapor edilmiş hastaların klinik,
biyokimyasal ve enzimatik bulgularını özetlemişlerdir.
Klinik prezentasyon ( 25 hasta )
-
Psikomotor retardasyon (
25 )
-
Konuşma gecikmesi ( 21 )
-
Hipotoni ( 16 )
-
Ataksi ( 16 )
-
Hiporefleksi ( 12 )
-
Konvulsiyon ( 8 )
-
Agresif davranış ( 6 )
-
Hiperkinezi ( 5 )
-
Okulomotor praksi ( 4 )
-
Makrosefali ( 3 )
-
Ragged red fiber’ la
myopati ( 2 )
-
Koreoatetoz (2 )
-
Nistagmus ( 2 )
-
Konjuktival
telenjektaziler ( 2 )
-
Bilateral globusta
anormallik ( 2 )
Saptanan
metabolitler ( 31 hasta )
-
4-hidroksibütirik asit (
29 )
-
3,4 dihidroksibütirik
asit ( 10 )
-
Glisin ( idrar, plazma,
BOS ) ( 8 )
-
4,5 di hidroksibütirik
asit ( 7 )
-
3-okzo-4-
hidroksibütirik asit ( 5 )
-
2,4- di hidroksibütirik
asit ( 5 )
-
Glikolik asit ( 5 )
-
3- hidroksipropionik
asit ( 4 )
-
Glutarik asit ( 4 )
-
Adipik asit ( 4 )
-
Suberik asit ( 4 )
-
Süksinik semialdehit ( 2
)
-
Homovanilik asit ( 2 )
SSADH aktivitesi ( 21 hasta )
-
Lenfositlerde %0-19 ( 16
hasta )
-
Lenfoblastlarda % 0-6 (
21 hasta )
Bu hastalığın
genetik geçişi otozomal resesif, kromozomal lokusu 6p22’ dir. Amniyon sıvısında
metabolit ve amniotik hücrelerde enzim aktivitesi ölçümü ile prenatal tanısı
mimkündür.
Teşhis
idrarda 4-hidroksibütirik asit atılımının arttığının gösterilmesi ile konulur (
2-800 kat ). Yaşla birlikte itrahta azalma bildirilmektedir. Bunun nedeni yaşla
birlikte kreatinin itrahının artması veya beyin / vücut kitlesi oranının
artması olabilir. Yenidoğan döneminde 4HB itrahı düşük olabileceğinden dikkatli
olunmalı ve teşhiste daha hassas yöntemler kullanılmalıdır. Temel bulgular olan
entelektüel,motor ve dil gelişiminde gerilik ve açıklanamayan hipotoniden iki
veya daha fazlası bulunan hastalarda bu inceleme yapılmalıdır. Bulgu ve
semptomlarının nonspesifik olması dolayısı ile organik asit analizi yapılmadığı
takdirde teşhisi atlanabilir. Bazı vakalar bu nedenle başlangıçta serebral
palsi ve frajil X sendromu tanısı alabilirler. MRI’ da globus pallidusda
hiperintens sinyaller rapor edilmiştir. Enzim eksikliği lenfoblast ve
fibroblastlarda gösterilebilir.
Tedavide
klinik bulgu ve semptomların ortaya çıkmasından sorumlu tutulan 4-
hidroksibütirik asit birikimini azaltmak için SSADH basamağından bir önceki
basamağı katalizleyen GABA-T’ nin irreversible inhibitörü olan vigabatrin (
γ-vinil GABA; 4- amino-5-heksanoik asid) 40-100 mg/kg/gün
kullanılmaktadır. Vigabatrin tedavisinin vakarlın yaklaşık %35’ inde etkili
olduğu görülmüştür. Bazı hastalarda vigabatrin başladıktan sonra semptomlarda
şiddetlenme ve generalize nöbetler görülmüştür. Vigabatrin kullanımı sonrası
konvülsiyonların ortaya çıkış mekanizması bilinmemektedir. Bu nedenle, SSADH
eksikliği olan hastalara vigabatrinin düşük dozlarda başlanması, hastanın
klinik durumu ve EEG’ si kontrol edilerek dozun yavaş yavaş arttırılması
önerilmektedir. Vigabatrin santral sinir sisteminde GABA-T’ yi inhibe edebilir
fakat periferik organlardaki GABA-T üzerindeki kıstlı inhibitör etkisinden
dolayı beyine 4-hidroksibütirikasit akımı devam eder, bu da vigabatrinin
tedavideki etkinliğini kısıtlar. Vigabatrine değişik yanıt genetik ve enzimatik
düzeyde hastalığın heterojenitesinin bir göstergesi olabilir. Karnitin düzeyi
düşük bulunanlarda karnitin verilmesi gerekebilir.
Homokarnozinozis
Beyine
özgü L-histidin ve GABA’ dan oluşan bir dipeptidtir. Fizyolojik rolü henüz
bilinmemektedir. Norveçte iki erkek bir kız kardeşte ve annelerinde BOS
homokarnozin konsantrasyonu 20 kat artmış bulunmuştur. İdrarlarında karnozin
itrahı artmış olmasına karşın,BOS karnozininde artma saptanmamıştır. Her üç
kardeşte de spastik parapleji, mental retardasyon ve retinal pigmentasyon
mevcuttu. Sadece bir ailede tanımlanmış olduğundan bu hastalıkla ilgili
bilgiler henüz kısıtlıdır.
Klinik
-
Retinal pigmentasyon
-
Spastik parapleji
-
Mental retardasyon
Laboratuar
-
Artmış homokarnozin
-
Beyinde homokarnozinaz
eksikliği
-
Serum karnozinaz
eksikliği
Kalıtım
otozomal resesifdir. Tedavide kullanılan histidinden fakir diyet ile BOS
homokarnozin düzeyleri %70 azalmaktadır.
|
| |||
|
|