Peroksizomlar yağ asidi,
ürik asit, hidroksiasit gibi substratları okside eden enzimler ve enzim
yollarına sahiptir.
Bu reaksiyonların çoğunda FAD
elektron alıcısı olarak görev yapar. FADH2 reoksidasyona uğrayarak
H2O2 oluşur.
RH2 + FAD ® R ( oxidized ) +FADH2
FADH2 +O2 ® FAD +H2O2
H2O2
katalaz enzimi ile indirgenir.
2H2O2 ® 2H2O +O2
1-) Yüksek derecede toksik
ve reaktif H2O2’nin yıkımı
2-) Çok uzun zincirli yağ
asitlerinin metabolizması. Mitokondrideki yollar ile 20 karbona kadar olan
yağ asitleri yıkılabilir.
3-) D- aminoasitler dahil
aminoasitlerin ve nükleotidlerin N yapısının metabolizması. Bu yolaklardan
bazıları mitokondride de bulunmaktadır.
4-) NADH’ın oksidasyonu ile
sitozolik NAD’ın rejenerasyonu ( ATP sentezi olmaksızın ) bu fonksiyon
mitokondrisi olmayan yeni oluşmuş ökaryotlar için önemlidir.
5-) Bitki hücrelerinde
depolanmış yağlardan Glyoxolate siklusunda asetat üzerinden glukoneogenesiz.
Diğer yollarda asetatdan glukoz oluşturulamaz.
6-) Fotorespirasyonda
oluşan fosfoglycolatdan karbonu kurtarma.Bu yol kloroplastların,
peroksizomların ve mitokondrinin enzimlerini kullanır.
Peroksizomlar DNA
içermezler. tüm peroksizomal proteinler sitozolde sentezlenir ve peroksizomlara
alınırlar. Peroksizomal biyogenez tamamen anlaşılamamasına rağmen, 23 peroksin
( Pex proteinleri) peroksizomal protein uptake biyogenezinde tariflenmektedir.
Bazı kanıtlar peroksizom
biogenezinde E.R’un rolü olduğunu göstermektedir. E.R’da vezikül immatür form
olarak tomurcuklanır ve ek peroksizomal proteinler ile birleşerek matür hale
gelir. Bu süreçte golgi apparatının rolü yoktur.
Peroksizomal matriks
proteinleri ribozomlardan bağımsız olarak sitozolde sentezlenir ve salınır.
Genetik hastalıkları içeren
çalışmalar peroksizomlara protein alınımını anlamamıza olanak sağlamıştır. Zellweger
sendromu peroksizomal matriks enzimlerinde bulunan proteinlerin birinde
oluşan genetik defekt sonucu ortaya çıkan ölümcül bir hastalıktır. Peroksizomal
membran bu proteinlerin bazılarını içerse de matriks enzimleri eksiktir.
ALD uzun zincirli yağ
asitlerinin metabolizmasında bozuklukla giden başka bir genetik hastalıktır.
Farklı proteinlerin
peroksizomal matrikse geçişindeki sinyal zinciri 2 grup olarak tariflenebilir.en
çok görülen kısa zincir Ser-Lys-Leu ( SKL ) dir ve bu proteinin karboksi terminalinde bulunur. Diğer varyasyonlar
ise KKL ve SKF dir.
SKL ve varyasyonları bir
reseptör proteini olan Pex5p ile tanınır. Bu reseptöre karşı oluşmuş bir
antibody veya reseptör geninde oluşan bir mutasyon Yağ Acyl-CoA sentaz
içeren SKL proteinlerin alınımını
inhibe eder.
SKL reseptörü ( Pex 5p )
sitozolik, soluble bir proteindir. Bir integral membran proteini olan Pex13p’ye
bağlanır. Pex13p diğer bir protein olan Pex14p ile ilişkilidir. Bu
proteinler birlikte çalışarak SKL proteinlerinin peroksizomal matrikse
geçmesini sağlarlar.
N terminali veya XXRLX5HL
internal sinyal zincirine sahip proksizomal matriks proteinleri içinde benzer
bir mekanizma vardır. Bu proteinler Pex7p reseptör proteinine sahiptir.
İmmatür peroksizomal
veziküller, peroksizomal matriks proteinlerini toplayabilmesi için özel membran
proteinlerine ( Pex13p gibi ) sahip olmalıdır.
Peroksizomal membran
proteinleri farklı hedef sinyallerine sahiptirler. En çok görülen peroksizomal
membran hedef sinyalleri 6-8 aminoasit uzunluğundadır. Bazı durumlarda bu
sinyaller tansmembran a-helix bir yapıya komşudur. Hedef sinyaller genelde
membranın luminal kısmında sonlanır. Bu proteinin ve internal kısmın sonunda olabilir.
Bazı peroksizomal membran
proteinleri ilk olarak E.R membranı ile birleşir ve buradan immatür
pereoksizomal veziküller olarak tomurcuklanır. Sonrada diğer peroksizomal
proteinler ile birleşerek matür hale gelirler.
PEROKSİZOMAL HASTALIKLAR
Peroksizomları içeren çok az
sayıda hastalık mevcuttur. Bu hastalıklar peroksizomal fonksiyonlardaki tek
veya multiple defektlere göre iki ana gruba ayrılır. Peroksizomal aktivite bu
hastalıklarda ya azalmış, ya da tamamen kaybolmuştur.
- Zellweger sendromu
-
Neonatal adrenolökodistrofi
-
İnfantil refsum hastalığı
-
Hiperpipekolik asthma
-
RCDP Tip 1
-
Zellweger like sendrom
- X- linked
adrenolökodistrofi
- Acyl- CoA-oksidaz defekti
- Bifonksiyonel enzim
defekti
- Peroksizomal tiolaz
defekti
- RCDP Tip 2 ( DHAPAT def. )
- RCDP Tip 3 ( ADS def )
- Refsum hastalığı
- Glutarik asidüri
- Mevolanat kinaz defekti
- Hiperoksalüri Tip 1
- Akatalasemi
ZELLWEGER SENDROMU
Zellweger sendromu böbrek, karaciğer
ve beyin hücrelerinde peroksizomların azalması veya yokluğu ile karakterize az
görülen herediter bir hastalıktır. Bu hastalık kendisini fasial dismorfoloj,
oftalmik ve nörolojik anormallikler, hepatomegali ve prenatal gelişimde problemlerle
gösterir.
Klinik: Zellweger sendromlu
infantlar sıklıkla normal gestasyona göre prenatal gelişimde çeşitli
problemlere sahiptirler. Bu sendromda doğum esnasında çocuklarda kasgüçsüzlüğü
hatta hareketsizlik görülebilir. Diğer semptomlar normal olmayan fasial özellikler,
mental retardasyon, emme - yutma güçlüğü ve karaciğerde büyümedir.
Görme problemleri ve konjenital kalp hastalıkları daha az sıklıkta görülür.
Sarılık ve/veya gastrointestinal kanama ( kandaki koagülasyon
faktörlerindeki hasara bağlı) meydana gelebilir. Enfeksiyon önlenemez veya
kontrol edilemezse pnomoni veya RDS gelişebilir.
Etyoloji : Zellweger sendromunda
semptomlar peroksizomların aktivasyonundaki bozukluktan kaynaklanır. Bu
bozukluk belli kompleks lipidlerin etkilendiği bir grup biyokimyasal aktivite
ile sonuçlanır. Uzun zincirli yağ asitlerinin birikmesi ve plazmalojenlerin
hasarı görülür. Bu sendrom az miktardaki kan numunesindeki çalışmalrla tespit
edilebilir. Bu lipidlerin ölçümü prenatal tanıyada olanak sağlar. Zellweger
sendromunda en azından 10 farklı gen anomalisi olduğu ve bu anomalilerin bu
sendroma yol açtığı gösterilmiştir.
Genetik: Zellweger sendromunda otozomal
resesif geçiş söz konusudur. Çiftlerin ikiside taşıyıcı ise onların
çocuklarının her biri için hastalığın ortaya çıkma riski % 25’tir. Taşıyıcılar
sağlıklıdır. Hasta çocukların tanısı için kullanılan biyokimyasal testler
taşıyıcılarda tamamen normaldir. Bununla birlikte bu gruptaki insanlarda
gen anomalileri tariflenmiştir. Bu sayede kimlerin taşıyıcı olduğu tespit
edilebilir. Prenatal tanı mümkündür ve çoğu zamanda başvurulan bir yöntemdir.
Etkilenen popülasyon : Zellweger sendromu doğumda
mevcuttur. Avustralya’ da yapılan bir çalışmaya göre 1/100 000 sıklıkta
görülmektedir. Bununla birlikte bu oranın daha yüksek olduğu fakat çoğu zaman
tanı konulmadığı tahmin edilmektedir.
İlişkili hastalıklar: Neonatal dönemde hipotoni,
felç ve dismorfik yüz ile karakterize çok fazla hastalık bulunmaktadır.
Zellweger sendromu ve ilişkili hastalıklar uzun zincirli yağ asitlerinin plazmada aşırı derecede yüksekliği ve
plasmalojen seviyesinin eritrositlerde azalmış olması ile diğer hastalıklardan
kolayca ayrılabilir.
Zellweger sendromu ile
genetik olarak benzerlik gösteren iki hastalık mevcuttur. Bunlar NALD ve
İnfantil Refsumdur. Zellweger sendromuna yol açan gen anomalileri bu iki
hastalıkta da aynıdır. Zellweger sendromu ile bu iki hastalık arsındaki fark
hastalığın şiddetinde ortaya çıkar. Zellweger
en şiddetli, İnfantil refsum en hafif, NALD orta düzeydedir.
Zellweger sendromu ile klinik
olarak benzerlik gösteren iki hastalık mevcuttur. Fakat bu hastalıklar farklı
gen defektleri ile karakterizedir. Bu hastalıklardan biri olan Pseudo Zellweger
sendromunda peroksizomal tiolaz enziminde defekt mevcuttur ve çok az
sıklıkta görülür. Diğeri ise Bifonksiyonel enzim defektidir ve daha sık
görülür. Bu iki hastalıkta peroksizomlar normaldir fakat tek bir enzimde hasar
mevcuttur. Bu hastalıklarda plazmada uzun zincirli yağ astleri artar ancak
eritrositlerdeki plazmalojen seviyesi normaldir.
Tedavi :
- Semptomatik ve suportiv tedavi
-
Enfeksiyon
tedavisi
-
Genetik
konsültasyon
-
Vitamin
K ( anormal kanamaları engellemek için )
Günümüzde dokohekzoenoik
asit tedavisi çalışılmaktadır. Bu yağ asiti esansiyeldir ve Zellweger sendromlu
hastalarda eksiktir. Bazı hastalarda bu tedavi ile gelişim sağlandığı
belirtilmektedir. Karaciğer fonksiyonlarına yardımcı olabilecek kolik ve
kenodeoksikolik asit uygulamaları da mevcuttur.
Refsum sendromu fitanik
asitin kanda ve dokularda biriktiği lipit metabolizması bozuluğu ile
karakterize, nörolojik hasar ile kendini gösteren yavaş progresifbir hastalıktır.
Klinik : 4 major bulgusu vardır.
- Retinitis pigmentosa
-
Periferal
nöropati
-
Ataksi
-
Bos
sıvısında protein artışı ( Pleositozis olmaksızın )
Diger :
-
Nistagmus
-
Anosmi
-
İktiyozis
-
Epifizyal
displasi
Etyoloji : Bu sendrom otozomal
resesif geçiş gösterir. Esas biyokimyasal anormallik fitanik asitin
birikmesidir. Refsum senromlu hastalar fitanik asit degradasyon özelliğini
kaybetmişlerdir. İnsan vücudu fitanik asiti üretemez, fitanik asit diyet
sayesinde alınır. Refsum hastalardaki semptomların tümü bu birikme nedeniyle
ortaya çıkar. Fitanik asit diyetle alındığından, fitanik asit içeren
yiyeceklerin diyetten çıkarılması semptonların oluşmasını engeller, oluşan
semptonların gerilemesini ve stabilleşmesini sağlar. Bu sendromdoki defektli
enzim fitanoil-CoA hidroksilaz’dır. Gen defekti ilk olarak 1997’de
tariflenmiştir.
Epidemiyoloji : Bu sendrom erken çocukluktan
50 yaşına kadar herhangi bir zamanda ortaya çıkabilmesine rağmen genelde ilk 20
yıl içerisinde görülür. Kadınlar ve erkekler eşit oranda etkilenir.
Tedavi : Refsum hastalığı tedaviye
en iyi yanıt veren lipid depo hastalığıdır. Fitanik asit içeren yiyeceklerin
diyetten çıkarılması plazma konsantrasyonunu düşürür. Bu düşüş aylarca
görülemeyebilir. Bu durum fitanik asitin fitanat olarak
depolanabilmesinden kaynaklanmaktadır. Diyete uyuma bağlı olarak periferal nöropati kaybolur, iktiyozis azalır. Fakat
görme ve duyma ile ilgili problemler gerilemez. Sadece ilerleme durdurulabilir.
Fitanik asit içeren
yiyecekler; tuna balığı, morina balığı, mezgit, kuzu eti, haşlanmış biftek,
beyaz ekmek, beyaz pirinç, haşlanmış patates, yumurta sarısı.
Plazmaferez diyet tedavisine pozitif
başlangıç cevabı oluşması için eklenebilir.
Yaşamın erken yıllarında
standart, zamanlı ve doğru tedavi ile tedavinin etkisi artırılabilir.
Adrenolökodistrofi 2 ayrı
genetik hastalıktan oluşur.Bunlar X-linked ALD ve neonatal ALD’dir. Bu iki
hastalık değişik derecelerde adrenal tutulum ve demyelinizasyon ile
karakterizedir. Neonatal ALD otozomal resesif patern gösterir ve her iki cins
etkilenir. Biyokimyasal gelişmeler doğru ve eygun tanı metodlarını ortaya
çıkarmıştır ki bu metodlar vücut sıvılarında ve dokularda uzun zincirli yağ
asitlerinin anormal yüksek seviyelerini tespit eder.
Neonatal ALD Zellweger
sendromu ile yakın bir benzerlik gösterir. Gerçekte Zellweger sendromunun daha
hafif varyasyonu şeklindedir. Neonatal ALD heterojen özellik gösterir.
Klinik :
-
Mental
retardasyon
-
Psikomotor
gelişim geriliği
-
Karaciğer
fonksiyon bozukluğu
-
Gelişme
geriliği
Tedavi : Semptomatik ve suportiv
İnfantil refsum hastalığı
vücutta peroksizomların azalması veya yokluğu ile karakterize bir hastalıktır. Plazma
ve dokularda fitanik asit birikir. Bu hastalık beyinde sinir fibrilerinin ve
myelin kılıfın gelişimini etkileyen lökodistrofi diye adlandırılan genetik
hastalıklar grubundan bir hastalıktır. Semptomlar göz ile ilgili olan retinitis
pigmentosa ve nistagmus, büyüme geriliği, ataksi, hepatomegali,
hipokolestrolemi, mild fasial dismorfizmdir. Bu hastalık erken bebeklik
döneminde başlar.
İnfantil refsum hastalığı
için standart bir tedavi protokolü yoktur. Tedavi semptomatik ve suportiftir.
Prognoz kötüdür. Genellikle
hastalar hayatın 2. dekadında kaybedilir.
Glutarik asitüri tip 1
glutaril–CoA dehidrogenaz enzimindeki hasardan dolayı lizin, hidroksilizin ve
triptofan metabolizmasında bozukluk görülen OR bir hastalıktır. Bu hastalığın
tanısı idrarda glutarik asit, 3-hidroksi glutarik asitin artmış miktarları
tespit edilerek konur. Bu tanı kültüre edilmiş fibroblastlarda glutaril-CoA
dehidrogenaz enziminin veya hasarı gösterilerek desteklenir. Çünkü klinik
olarak stabil olan hastalarda idrardaki glutarik asit ve 3-hidroksi glutarik
asit normal veya hafif yüksek olabilir. Glutarik asitüri tip 1 radyolojik ve
klinik bulgularla destekleniyor ise glutaril-CoA dehidrogenaz enzimi
ölçülebilir.
Klinik :
-
Metabolik
asidoz
-
Kusma
-
Hipotoni
-
Diskinezi
-
Mental
retardasyon
Tedavi edilmeyen çocuklarda
irreversible beyin hasarı meydana gelir. Bu semptomlar erken tanı ve nütrisyon
desteği ile önlenebilir.
Diyet tedavisi lizin ve
triptofanın diyetten çıkarılmasını içerir. Yüksek protein içeren et ve et ürünleri,
süt ve süt ürünleri, fındık ve benzeri yiyecekler yasaklanır. Yağ ve şeker ile
kombine edilmiş düşük protein içeren tahıl, sebze ve meyve yenmesine izin
verilir. Ek kalori ve amino asit içermeyen diyet verilen hastlarda malnutrisyon
görülebilir. Bu yüzden hastalar lizin ve triptofan harici yiyecekleri,
vitaminlari, mineralleri trace elementleri, esansiel ve nonesansiel amino
asitleri almalıdır. Bazı hastalarda karnitin tedavisine ihtiyaç olabilir.
RCDP çok az görülen, plazmalojenlerin
eksikliği ile karakterize bir hastalıktır. RCDP’nin 3 farklı tipi
bulunmaktadır.
1-) PTS2
reseptörlerini kodlayan Pex7’nin mutasyonu ve kaybı mevcuttur. ADS enzimi
etkilendiği için plazmalojenler ortamda bulunmaz fakat PTS2
tarnsport sistemini kullanan diğer peroksizomal enzimlerde etkilenir. Bu
enzimler fitanik asit oksidaz, mevolanat kinaz, 3-ketoacyl
tiolaz’dır.
2-) DAPAT enziminin yokluğu
görülür. Sadece plazmalojenler kaybolmuştur.
3-) ADAPS enziminin yokluğu
görülür. Fenotip tip 2 ile aynıdır. Plazmalojenler kaybolmuştur.
RCDP tip 1 bu hastalığın en
sık görülen formudur ve erken çocuklukta ölümle sonuçlanan çeşitli klinik
anormalliklerden ayrılması gerekir. Bu hastalığa sahip çocuklarda gelişme
geriliği, katarakt, rhizomeli, epifiz kalsifikasyonu, iktiyozis, septum
defekti, duktus arteriosus görülür. Biyokimyasal olarak fitanik asit
birikir. Plazmalojenler kaybolur. Uzun zincirli yağ asitleri normal kalır.
Sadece plazmalojenlerin
yokluğunun görüldüğü tip 2 ve tip 3 RCDP’de mental retardasyon, rhizomeli,
katarakt ve beyin anomalileri görülür. Bu hastaların erken çocukluk
döneminde ölmeleri plazmalojenlerin beyin gelişiminde ve büyümede önemli bir
lipid olduğunu gösterir.
Son dönem hastalığı olan
çocukların % 1 ile % 3’ünde hiperoksalaüri görülür. Bununla birlikte
hiperoksalaüri çok fazla heterojenite gösterdiğinden total insidans muhtemelen
daha yüksek değerlere sahiptir. Nefro kalsinosiz, ürolitiasiz ve renal
kalsiyum oksalat depolanması hastalığın tanısında önemli markerlardır.
Ancak başka hastalıklarda da bu bulgulara da rastlanabilir.
Hiperoksalaüri tip 1’de
peroksizomal bir enzim olan Alanin-glyoxylate amino transferaz’da
yetersizlik mevcuttur. Bu enzim eksik olduğunda glyoxylate glisine çevrilemez.
Bu yüzden glyoxylate sadece oksalata dönüşür.